İstanbul Efsaneleri
 
İSTANBUL'UN KURULUŞ EFSANESİ
 
Yeryüzünde henüz insanlar yokken cinler yaşarmış. Bu cinler de tıpkı bugün yaşadığımız gibi toplumsal bir yaşam tarzına sahiplermiş. Kendi aralarında eğlenceler tertip eder, düğünler yaparlarmış. Bir gün bu cinlerden birinin oğlu diğerinin kızını görmüş ve ona âşık olmuş.  Kızın babası kızını vermek için: "kendilerine dünyanın en güzel yerinde, güzel bir saray yaptırılması" şartını koymuş. Oğlanın babası buna razı olmuş ve bütün dünyayı dolaşmaya başlamış. Baba bütün dünyayı dolaştıktan sonra İstanbul'un bulunduğu bölgenin, dünyanın en güzel yeri olduğuna karar vermiş. Bunun üzerine İstanbul'a çok güzel ve görkemli bir saray yaptırmış. Bu sarayın inşası bittikten sonra kızın babasına haber göndermiş. Kızın babası hem saraya hem de sarayın yapılmış olduğu İstanbul'a hayran kalmış ve sözünde durarak kızını genç cin ile evlendirmiş. Anlatılan bu hikâyeden dolayı İstanbul'un dünyanın en güzel yerlerinden biri olan Boğaziçi'nde kurulduğu düşünülmektedir [1] .
 
MEGARA'LI BİZANS EFSANESİ
Efsaneye göre Yunanistan'daki Megaralılar, başkanları Bizans'ın öncülüğünde bir şehir kurmaya karar vermişler. Fakat bu şehri nereye kuracaklarına bir türlü karar veremiyorlarmış. Sonunda çareyi bilge ve ileri görüşlü birine başvurmakta bulmuşlar. Delfi kâhinine gidip şehirlerini nereye kurabileceklerini sormuşlar. Delfi kâhini: "Körler ülkesinin karşısında bir yer vardır şehrinizi oraya kurun" diye cevap vermiş. Bunun üzerine Megaralılar başkanları Bizans öncülüğünde Körler Ülkesi'ni bulmak için yollara düşmüşler ve uzun bir yolculuğun sonunda bugünkü Sarayburnu kıyılarına varmışlar. Etrafa baktıklarında bu yerin eşi benzeri olmayan olağanüstü güzellikte bir manzaraya sahip olduğunu görmüşler. Çevrelerine bakarken liderleri Bizans'ın gözleri Kadıköy'e ilişmiş. "Körler ülkesi burası olmalı çünkü güzelim kıyıyı bırakıp karşı kıyıya yerleşen insanlar muhakkak kör olmalıdır" diye düşünmüş. O sırada Bizans'ın aklına Delfi kâhininin kendilerine söylediği: "Körler Ülkesi'nin karşısında bir yer vardır" sözü gelmiş. Bizans, şehrini kurmak için aradığı yerin burası olduğundan emin olmuş. Şehrini dünyada eşi benzeri olmayan bu yedi tepeli yere kurmaya karar vermiş. Böylece kısa sürede kurulan bu şehir de adını ilk kurucusu olan Bizans'tan almış [2] .
 
İSTANBUL İLE İLGİLİ BAZI TILSIMLAR
 

Madyan oğlu Yanko devrinde çok güzel olan bu İstanbul şehrinde pek çok insan yaşarmış. Bu devirde dünyanın dört bir yanından usta mimar, mühendisler, kâhinler ve müneccimler İstanbul'a gelerek Konstantin'in emrine girmişler. Tüm bu hünerli ustalar hem bilgi ve becerilerini göstermek hem de İstanbul halkını gök ve yer afetlerinden korumak için İstanbul'un yüksek tepelerine tılsımlı sütunlar yapmışlar. Bu tılsımlardan en ilginçlerinden bazıları şunlardır:

1)          Altımermer adlı yerde altı adet uzun sütun varmış. Bunlardan birini Kavala Kalesi'nin sahibi Filiskos Hakim inşa etmiş. Filiskos yapmış olduğu bu sütunun üzerine tunçtan kara bir sinek sureti yapmış. O sinekten daima eşekarısı gibi bir ses çıkarmış ve böylece de İstanbul'a asla sinek giremezmiş.

2)          Yine Altımermer'de yüksek bir sütun üzerine Bukrat Hakim tarafından bir leylek resmi yapılmış. Bu leylek yılda bir kere ses verince İstranbul'da yuva kuran leylekler helak olurmuş.

3)          Yine Altımermer'de bir sütunun tepesinde Sokrat Hakim tarafından tunçtan tılsımlı bir horoz yapılmış. Gece gündüz yirmi dört saatte bir kez kanat vurup öttüğünde İstanbul'un bütün horozları da onunla beraber ötermiş.

4)          Altımermer'de Aristatalis tarafından bir sütun üzerine genç ve güzel bir çiftin heykeli yapılmış. Ne zaman ki bir karı koca evlerinde kavga edip birbirlerine darılsalar eşlerden biri o sütunu kucaklarmış. Çift o gece mutlaka barışır ve aralarındaki sevgi canlanırmış. Böylece sevgililer mutlu olduğu için Aristatlis'in de ruhu şad olurmuş.

5)          Sultan Beyazid-i Veli Hamamı'nın yerinde dört köşe yüksek bir sütun varmış. İstanbul'da vebayı engellemek için bu sütun Gezbazya adlı eski bir kâhin tarafından tılsımlanmış. Nitekim bu sütun çok etkili olduğu için Konstantin şehrinde vebadan eser yokmuş. Sonradan Beyazid-i Veli bu sütunu yıkıp yerine çok güzel bir hamam yaptırmış. Bu tılsımlı sütun yıkıldıktan sonra İstanbul bir daha vebadan kurtulamamış ve bu sütunun yıkıldığı gün Beyazıd Han'ın oğlu da vebadan ölmüş [3] .


[1] Ferhat Aslan, Tılsımlı Şehir İstanbul, Archimedes Yay., İstanbul 2008, s. 24.

[2] Aslan, a.g.e., s. 27.

[3] Aslan, a.g.e., s. 38-54.